№1 — Co-living Space(ler): “Yeni Nesil” Ortak Yaşama Alanları

Ne oldu da “Co”lara ihtiyaç duyar olduk?


Üzerine sayfalarca yazabileceğimiz, saatlerce konuşabileceğimiz, günlerce araştırıp, haftalarca düşünebileceğimiz yeni bir gündemimiz var: “Ne oldu da ‘co’lara ihtiyaç duyar olduk?”



Bizim kurcaladığımız “co” ise co-living space(ler) yani ortak yaşama alanları. Bir nevi ortak çalışma alanlarının yaşanabilir hali olan “yeni nesil” yaşam alanları. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaygınlaşmaya ve hatta yayılıp bir de üzerine tartışılmaya başlanan “ortak yaşama alanları”, tanıdığımız otel ve ev modellerinin ilişkisi sonucu doğan Y kuşağı çocukları. Bir otelde, uzun süreliğine, alıştığınız ev kültürüyle yaşadığınızı hayal edin. Size ait alan olan odanız ve banyonuz dışında kalan alanları burada kalan diğer insanlarla paylaşıyorsunuz. Yani mutfak, salon, çalışma alanı, spor alanı, teras gibi alanların hepsi ortak kullanıma açık. Ortak yaşama alanları, insanların ortak alanları paylaşmasını ve değişen dünya koşullarında işbirliği içinde yaşamasını sağlayarak ev kültürünü kişiye özel olmaktan çıkarıp müşterek bir hayata dönüştürüyor.


Çeşitli biçimlerde yapı bulan ortak yaşama alanı modelleri, belirli topluluklar için özelleştirilebiliyor. Kimi ortak yaşama alanı sanatçılara, kimi tasarımcılara, kimi yazılımcılara kapılarını açarak aynı, benzer ya da farklı alanlarda üreten insanların kesişim ve yaşam alanları haline geliyor. Bu alanlarda dilediğiniz yemeği yapabiliyor, buradaki diğer insanlarla ortaklaşa etkinlikler düzenleyebiliyor, çeşitli atölyelere katılabiliyor, iş fikirleri üretip bağlantılar kurabiliyorsunuz. Yazının başlarında da belirttiğimiz üzere bir nevi parçası olduğunuz ortak çalışma alanında aynı zamanda yaşayadabiliyorsunuz ve gününüzün çoğunu birlikte geçirdiğiniz topluluğun, akşamları da parçası olmaya devam ediyorsunuz.

Bu “yeni nesil” ortak yaşama biçiminin hızlı kentleşme, yüksek konut fiyatları, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi çeşitli problemlere çözüm olarak doğduğu rivayet ediliyor. Kalabalık kentlerdeki konaklama problemlerini hafifletiyor, ev satın almaya ya da kiralamaya bütçe ayıramayan Y kuşağı genç profesyonellere alternatif sunuyor. Aynı zamanda ev satın alarak ya da kiralayarak bir yere bağlı kalmak istemeyen, işi gereği sürekli seyahat eden “yeni nesil” insanların da şehirler ve ülkeler arası hareketliliğini kolaylaştırıyor.


İçerisinde yarattığı topluluk kültürüyle de, işi dolayısıyla kendine ve sosyal yaşantısına vakit ayıramayan ya da tüm hayatı işi haline geldiği için zamanla yalnızlaşan genç profesyoneller için çalışma, sosyalleşme ve yaşama alanı haline geliyor. Ortak yaşama alanları, eski mahalle kültürünü dikey bir bina içerisinde yeniden inşa ediyor.

“Co”ların ve ortak yaşama alanlarının birçoğu, geçmişten tanıklık ettiğimiz birlikte yaşama kültürünü yeniden yaratıyor. İçerisindeki toplulukla; meslekler, kültürler, insanlar arasındaki görünür ve görünmez duvarları yıkarak herkesin birbirini kabul ettiği ortak yeni bir dil ve yaşam kültürü oluşturuyor.

Eylülün toparlanıp gittiği, bu gidişle ekimin falan da gideceği şu günlerde yaşam biçimlerimiz, alışkanlıklarımız sürekli değişiyor, yeni yeni biçimlere evriliyor. Ancak, epey iyi bilindiği üzere değişimin neler getireceği pek de iyi bilinmiyor. Bildiğimiz bir şeyler var ki o da; Y kuşağının, doğum yılları önem arz etmeyen “yeni nesil” insanların, birlikte yaşama kültürünün özlemini bir şekilde hissettiği veya bunun özlemden öte artık bir ihtiyaç olduğu. Bu özlem ya da ihtiyacı ise çalışma, üretme, yaratma, yaşam alanları ile gidermeye çalıştığı.

“Co”lara tam olarak tarihin hangi noktasında ve neden ihtiyaç duyduğumuzu şimdilik kestiremiyoruz, fakat yaşam alanlarının biçimlerini, yaşayanların ve ihtiyaçlarının şekillendirdiğini iyi biliyoruz. Yeni nesil insanlar, yarattıkları yeni nesil alanların; yeni ve eski, kişisel ve toplumsal problemlere çözüm olmasını umuyor.




27 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör